KÖPRÜ

kısa hikaye

şenol erdoğan

Uyandığında köprüdeydi. Nasıl ki yaşadığınız yere nereden geldiğinize dair keskin datalarınız mevcut değilse öylesine köprüdeydi işte. Çok sonra anlayacaktı, gelmenin yolunun bilinmediği yerden, çıkmanın da yolunun var olmadığını. Sırtı ter içinde, üzerindeki mavi t-shirt’ü ıslak, etraf karanlık ve gri, karnı açtı. Hipoglisemi… Kandaki glikoz değeri, tahminlerine göre 50 miligramın altında seyretmekteydi, bu, mavi t-shirt’ünün ıslanmasının nedeni olduğu gibi, az sonra 60 miligramdan aşağı inmemesi gereken şeker oranın da gebermesine sebep olacağı anlamına gelmekteydi. Beynin tek enerji kaynağının şeker olduğunu düşündüğünde, şu an bulunduğu yerin de gerçek hayatla bir ilgisi olmayabileceğini, artık alıştığı bir başka saçma kâbusun içinde olabileceğini düşündü. Ama öyle değildi. Köprüdeydi. Saçma bir panikle ceplerini yokladı, az ilerde yere saçılmış çantasını görüp ona doğru emekledi ve tek elinin yardımıyla içinden glukagon iğnesini çıkartıp langerhans odacıklarının o an yapamadığını yaparak en azından o anlık köprüde kalmayı becerebildi. Glukagon yapması gerekeni ve yan etkisi mide bulantısını yerine getirmiş ve onu da ayağı kaldırmıştı. Esen rüzgâr soğuk olmasa da üzerine yapışan penyedeki ter üşütüyordu. Avuçlarıyla ters yönlü olarak omuzlarını dirseklerine doğru seri hareketlerle sıvazladı ve yürümeyi denedi. O esnada tek hatası köprünün bir sonu-çıkışı olacağına dair kanaatinin olmasıydı. Yoktu. Ne kadar yürüdüğüne dair bir bilgisi de yoktu. Yolunun üzerinde, biraz ilerisinde yerde yatan cesede benzettiği karartının yerde yatan bir ceset olduğunu anlaması için on beş adım daha yürümesi gerekmişti. Siyah-beyaz, İbranice basılmış, eskimiş gazete kâğıtlarıyla örtülmüş bir cesetti bu. Şekeri yeniden düşmeye başladı. Ayakucuyla yerdeki şeyi dürttü. Zaten beklemediği her hangi bir tepkiyi görmedi. İbranice bilmiyordu. O anda, adını da bilmediğini anımsadı ve ufak, ikinci bir panikle yeniden çantasını karıştırıp kimliğini kontrol etti. Vardı. Kendisiydi: Enis Butor. Heyecan ya da korku hissetmeden Latin alfabesiyle verilmiş bir ilana gözleri takıldı, cesedi öpecek denli eğilmesi gerekti. Ölü gazetesindeki ilan kutusunda büyük harflerle şu yazılıydı: “Lif Schafuck öldü”. Bu bir anda hafızasında “dick laurent is dead” cümlesinin canlanmasına sebep oldu. –Ama filmi hatırlayamadı o an.- Saçmalamaması gerektiğine kendisini ikna edip gene de kısa bir süre gülümseyip yoluna devam etti. -Hatırlamıştı.- Önüne çıkan merdivenlerden inmemesi için hiçbir sebep olmadığından önüne çıkan kısa basamakları indi ve köprünün bir alt bölgesi olduğunu gördü. Aşağıdaki balçıkımsı denize bir parça daha yaklaşması ilk defa tüylerinin ürpermesine sebep oldu. Köprünün bu kısmının diğer kısmına kıyasla daha karanlık, soğuk ve ürkütücü olduğuna kısa bir sürede karar verip arkasına döndüğünde artık merdiven basamaklarının orada olmadığını görüp içgüdüsel bir şekilde koşmaya başladığında koşarken çarptığında fark edebildiği bedenimsilerin hafif aralıklarla etrafta sürünürcesine gezindiğini idrak etti.  İçindeki “birilerine rastlama isteği” o an sona erdi. İndiğine çokça benzeyen bir merdivenden tekrar yukarı çıktığında; tüm dokunun, rengin değişmiş olduğunu gördü, isli küflü bir yeşilimsi ışık, rengini yumuşak zeminden alıyordu. Topraktan, çimenden ziyade bir tarantulanın tüylerini andırıyordu temas ettiği zeminin yumuşaklığı. Geldiğini sandığı yöne doğru koşarcasına ilerledi ve az önce cesedi örten gazete kağıtlarına doğru yol aldığında, kağıtların altında yatan ölü bedenin Lif Schafuck’a ait olduğuna dair gereksiz ve anlamsız bir düşünceye sahipti. Vardığında cesedin çoktan gitmiş olduğunu gördü. Şaşkın ama umursamazca etrafına bakarken kül suratlı, gri kasketli, kısa boylu, çıban suratlı bir adamın elinde çalı süpürgesiyle köprüyü süpürdüğünü gördüğünde, gayrı ihtiyari: “af edersiniz, az önce burda yatan bir ölü var…”demeye varamadan, kül suratlı, gri kasketli, kısa boylu, çıban suratlı adam, süpürgeden bakışlarını kaldırıp akmış ve kurumuş -saçma sapan kesilmiş bir göbek kordonunun dışarda kalmış ucuna benzeyen- gözümsüleriyle: “az önce” dedi, “kalktı ve köprüden attı kendini”…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.